Türkçemiz hakkında birkaç mesele

Dilbilimi alanında Türkçe aslında Kazakça’dan Uygur diline kadar tüm Türk dillerini kapsar. Ama bütün dünyada siyasi açıdan ve halk arasındaki isimlendirme açısından günümüzde sadece Türkiye Türkçesi yani bizim Türkçemiz Türkçe ismini alır. İngilizce Turkish derler. Diğer her bir Türk dili kendisini konuşan Türk topluluğunun adını alır. Kazakça, Özbekçe, Gagauzca ve Tatarca gibi.

Türkçemiz, kökeni ve günümüzdeki halini alması

Dünyadaki diller Hint-Avrupa Dilleri, Sami Dilleri, Bantu Dilleri, Ural-Altay Dilleri gibi çeşitli dil ailelerine bağlıdır. Türkçe ise Ural-Altay dilleri ailesinin Altay grubundandır. Orta ve Doğu Asya kökenlidir. Türkçemiz (ve diğer Türk dilleri), sonra Moğolca, Korece, ve Japonca Altay dillerindendir. Macarca ve Fince Ural dillerindendir.

Altay dillerinin dağılımı

Oluşumu

Türk dillerinin kökeni birkaç bin yıl geriye dayanıyor. Burada konumuz Türkiye Türkçesi’nin oluşumudur. Son bin iki yüz yıl gibi bir zaman içinde Doğu ve Orta Asya’dan batıya göç eden Türk topluluklarının konuştuğu Oğuz ve Kıpçak lehçeleri Ortadoğu, Kafkaslar, Kırım civarları (Ukrayna), Anadolu ve Balkanlar’da birbirlerini etkilemiştir. Ve bu lehçeler geniş bir coğrafya içinde bölgeden bölgeye değişim göstermiştir. Anadolu ve çevresindeki büyük coğrafya içerisinde çok yerde iki lehçenin sentezi gibi oluşumlar ortaya çıkarken Oğuz lehçesinin özellikleri ağır basıyordu. Çünkü buralarda devlet yönetimi Oğuz Türkleri’nin elindeydi. Yöreden yöreye değişen şiveler ve her bir yörede daha küçük bölgelere göre değişen ağızlar günümüz Türkiye Türkçesi’nin temelleri idi.

Gelişimi

Osmanlı devrinin son iki-üç yüz yılında Balkan yarımadasında Bulgaristan, İstanbul ve civarları, Yunanistan’ın tüm kuzey yarısı, Makedonya – Üsküp civarları Osmanlı Türklüğü’nün ve Osmanlı Türkçesi’nin tam oturmuş olduğu ana merkez gibi bir hal almıştı. Buralar Osmanlı’nın ruhu ve kalbi gibi idi. İstanbul ve Selanik yazarlık, gazetecilik ve edebiyat alanlarında yazı dilinin en çok işlendiği iki temel merkez haline gelmişti. Dolayısıyla bu iki kent Osmanlı’nın beyni idi dememiz pek yanlış olmaz.

Son halini alması

Osmanlı Devleti’nin yerini alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti devrimlerle her alanda yeni, farklı bir yapı kazandı. Dil çalışmalarında ise sadece İstanbul ve Selanik ağızlarını yegane temel gibi ele aldılar ve Türkiye Türkçesi olarak kabul ettiler. Çünkü zaten aydınlar ve tüm iyi eğitim almış kişiler en iyi bu dilden anlıyordu. Cumhuriyetin ilanından birkaç ay önce Selaniklilerin aydın tabakasının çoğu İstanbul’a göç etmişti. Diğer Balkan şehirlerinden İstanbul’a gelen Türk aydınlar da çoktu. Sonuçta İstanbul-Selanik sentezi ağız tüm Türkiye’nin dili olmuştur. Eğitim sisteminin ve televizyonun da etkisiyle bugün özellikle tüm büyük şehirlerimizin merkez ilçelerinde yerel şiveler ve ağızlar büyük ölçüde yok oldu.

Öz Türkçe kelimeleri diğer kelimelerden nasıl ayırırız?

En başta dediğim gibi bu kuralları da elbette İstanbul ve Selanik Türkçe ağızlarına göre düşündüler. Yani sadece bizim Türkçemiz hakkındadır. Bu yüzden “Öz Türkçe” dememiz yanlıştır. “Türkiye Türkçesi” demek gerekir. Aşağıdaki bilgileri bu gerçeğe göre kabul etmemiz gerekiyor.

1- Dilimizde içinde J olan kelime yoktur. Jandarma, jilet, Jale, jimnastik, müjde.

[Kazakistan halkının dili olan Kazakça adlı Türk dilinde içinde J olan pekçok öz Türkçe sözcük vardır. Aynı sözcükler bizde de var. Fakat bizim atalarımız o kelimelerdeki J’leri Y diye seslendirmişler. J hakkında sözü uzatmamın sebebi yukarıda anlatmaya çalıştığım “Öz Türkçe yerine Türkiye Türkçesi dememiz gerekir” fikrini vurgulamak içindir. Çünkü Türk dillerinin çoğunda içinde J olan öz Türkçe kelimeler çoktur.]

Dilimizde yani Türkiye Türkçesinde H de yoktur. Hediye, ahbap, zahmet, hayat, hayvan, hal, bahşiş, bahçe, hak, hüküm, hakim, hibe, hoş, her. Kelime başında R bulunmaz. Resim, roman, raptiye, razı. Kelime başında L de bulunmaz. Limon, lamba, loş, leğen, lake, lif, leblebi.

2- İki sesli harf yan yana olmaz. Saat, ziraat, aile, saadet. İki sessiz harfle başlayan kelimeler de yabancı kökenlidir. Stad, spor, klasik, tren.

3- Dilimizde sesli harf uyumu vardır. Yani hem ince sesli harf (e, i, ö, ü) hem kalın sesli harf (a, ı, o, u) aynı kelime içinde olmaz. Bu uyumun olmadığı kelimeler Türkçe değildir. Kitap, kalem, asker, minare, cami, sandalye, kanepe, divan, fakir, vicdan.

Daha pekçok kurallar var. Hepsi de sadece Cumhuriyet dönemimizin başında sınırlarını belirledikleri Türkiye Türkçesi ile ilgili. Fakat genelleme yapmış, “Öz Türkçe”nin kuralları demişler. Tarihi kökleri birkaç bin yıl geriye giden Türk dillerini salt Osmanlı döneminin en son yüz yılındaki İstanbul ve Selanik ağızları ile sınırlamak son derece zararlı bir yaklaşım. Çünkü ancak Türkçemizi binlerce yıllık kökleriyle ele alıp zenginleştirmek yerine sığlaştırmaya yarar. Meselâ yanıt kelimesine karşı olanlarımız çoktur. Oysa Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig kitabında “yanut” şeklinde kullanımı var. Anlamı da “karşılık, bedel, cevap” imiş. Bu bir güzelliktir. Karşı çıkmamalıyız. İsteyen yanıt desin isteyen cevap desin. “Cevap” sözcüğü gibi dilimize geçmiş olan ve bin küsür yıldır kullandığımız Arapça ve Farsça kelimelere de karşı çıkmamalıyız.

Yazı dilimizdeki kurallar

Bu konuda sadece herkesin karıştırdığı bir meseleye ışık tutmak istiyorum. Bazı bağlaçları ve soru eklerini kendilerinden önceki kelime ile yazmak yanlıştır. Bunları ayrı yazmamız gerekiyor. Bu kuralları öğrenmeye, bellemeye ciddi titizlik göstermeliyiz. Çünkü yazı okumak bir şeyler öğrenmek içindir ve yazım kurallarını iyi bilen insanlar hatasız yazılı olan metinleri çok daha iyi anlar. Bu bir gerçektir. Yazı dilimizin kurallarına saygılı olalım. Çünkü Türkçemiz muhteşem güzel bir dildir ve değerini korumak için kurallarını tam uygulamamız şarttır.

Soru ekleri

Soru ekleri olan mi, mı, mu, mü hecelerini kendisinden önceki kelimeyle birlikte yazmamalıyız. Ayrı yazmamız gerekiyor. Örnekler:
Son yazımı okudun mu? Dün oraya gittiniz mi?
Suru eklerinin sonlarına “idi” sözcüğü gelir ve kaynaşma yapılırsa soru ekiyle birleşik yazılır. Örnekler:
Kardeşin de seninle gelmiş miydi? Öğretmenine sormuş muydun?
Soru ekinden sonra kullanılan “ki” ayrı yazılır.
Biliyor muydu ki?

Bağlaçlar ile sonekler arasındaki yazım farkları

Örneğin de, da ve ki heceleri eğer bağlaç iseler kendilerinden önceki kelimeden ayrı yazmalıyız. Fakat eğer sonek iseler kendilerinden önceki kelime ile bitişik yazmalıyız. Örneklere dikkat edin:

-de- sonek ise bitişik
-İçinde, üstünde, elinde, cebinde… gibi anlamları varsa ayrı yazacağız. Çünkü bunlar sonektir.
örnek:
Baban evde mi? (burada bitişik yazıldı; -içinde- manası var)
Sende kaç para var?
Anahtarlar sende mi?

-de- bağlaç ise ayrı
Bile / dahi / hatta gibi anlamları varsa bunlar bağlaçtır ve ayrı yazmamız gerekir.
Sizin ev de mi orada? (burada ayrı yazıldı; -bile- manası var)
Sen de mi Brütüs?!
Ben de teşekkür ederim.
Sizin de bayramınız kutlu olsun.

-de- ‘ama’ anlamında ise ayrı
İyi diyorsun da buna kimse inanmaz!
Çok istiyorum da yapmak zor.
Söylerdi söylemesine de utandı.
Anlatacaktım da fırsat olmadı.

Önemli ek bilgi:
“de” ve “da” bitişik yazıldığında kelimenin son harfi sert sessiz harf ise d harfi t olur. Ama ayrı yazıldığında değişmez.
Bitişik:
Bıçakta pas var. Çatalda pas var.
Ayrı:
Bıçak da paslanmış. Çatal da paslanmış.

-ki- sonek ise bitişik
1) Aidiyet bildiren “ki” her zaman bitişik yazılır.
Seninki, benimki, Ayşeninki, onunki, …
2) -içinde/üstünde/cebinde/..- anlamı varsa bitişik yazılır.
Salondaki eşyalara dokunmayın.
Bu satırlardaki yazım hatalarını bulunuz.
Sendeki bu huzursuzluğun sebebi nedir?
Aşağıdaki soruları cevaplayın.

-ki bağlaç ise ayrı
Babam dedi ki akşam erken gelin.
Sen ki en iyi dostumsun, bunu bilmen gerekirdi.
Tam içeri girmiştik ki yağmur başladı.

Şu ünlem “ki”leri de daima ayrı yazmalıyız.
Gitmiyor ki!
Daha doymadım ki!

Yazar: Erdal Yüksel

Kategori: Yaşam

Etiketler:


Sorunuzu / Yorumunuzu Aşağıya Yazabilirsiniz.

Lütfen sorunuzu konu ile ilgili sayfaya yazmaya gayret edin.

Sorunuzu/Yorumunuzu yazın:

Sorunuz cevabımla birlikte 1 veya birkaç saat içinde burada görünür olacaktır. Lütfen ara sıra kontrol edin.