Bitki ve Botanik

Canlıları dünyasından bir sınıf bitkiler alemidir. Burada herkesin anlayacağı bir dilde bitki nedir, botanik nedir, bitkilerin yapısı ve belli başlı özellikleri nelerdir, dünya için önemleri ve hayatımızda kullanım alanları nelerdir vb konular anlatılmıştır.

Botanik nedir?

Bitkileri her türlü yaşamsal yönleriyle inceleyen bilim dalına Botani denir. Biyoloji’nin bir dalıdır. Bitki biyolojisi de denebilir. Botanik ise “botani ile ilgili” anlamına gelir. Mesela bir botanik bahçesi sıradan bir bahçe değil, sıradan bir koruluk değil, bitki bilimine yaraşır şekilde birçok bitki türünün bilimsel adları ile etiketlenmiş olarak yaşatıldıkları, sergilendikleri bir bahçedir.

Botani (yani bitki bilimi) terimi Türkçemizde yanlış olarak “botanik” şeklinde kullanılır. Örneğin botanik kitabı demek yanlış, botanik bilgiler kitabı veya botani kitabı demek doğru olur.

Botani ile uğraşan bilim insanlarına botanist denir. Botanikçi denmez.

Dikkat

Bitkiler AlemiBuradaki tüm bilgiler bitkilerle hobi derecesinde ilgilenenlere göredir. Amacım hobimiz icabı severek yetiştirmeye çalıştığımız bitkileri bir de bilimsel yönden ama bizleri aşan konulara değinmeden daha iyi tanımamıza yönelik bilgiler vermek. Bitkiler hakkında daha derin, daha detaylı “akademik düzeyde” bilgilere ihtiyacı olan kişilere göre yeterli değildir.

Bitki

Canlılar dünyasında büyük çoğunluk bitkilerdir. Tek hücreli canlıların hangileri bitkidir hangileri değildir ayrım yapmak derin bilimsel incelemelerle mümkündür. Çok hücreli canlılar ise kolayca hayvanlar ve bitkiler olarak ayrılabilir. Bitki denince ilk akla gelen canlılar ağaçlar ve otlardır ama algler, mantarlar ve küfler de bitkiler alemindendir.

Bitkilerin yapısı

Her canlının gelişimi ve tüm varlığının yapısı hücrelere bağlıdır. Bu açıdan bitkilerin bizlerden pek fazla farkı yok. Hücreler nelerle nasıl besleniyor, bu fonksiyonlar bizde de bitkilerde de oldukça benzer özelliklerdedir. Bitkilerin de dalların en ucundan köklere kadar bütün bünyede devamlı harekette olan bir dolaşım sistemi var. Bizdeki bazı sağlık sorunlarından bir iki örnek mesele demir eksikliği, kalsiyum eksikliği olduğu gibi aynı elementlerin eksikliği bitkilerde de sağlık sorunlarına sebep oluyor. Bağışıklık sistemi gibi daha birçok ortak yönlerimiz var. Bizim akciğerlerimizin ve karaciğerimizin görevlerine benzer işler bitkilerin yapraklarında ve dallarının taze dış dokularında gerçekleşir. Besin-enerji depolanması genelde köklerde olmakla beraber bünyenin genelinde olur. Bazı bitkilerde köklerden ziyade gövdede, yapraklarda, toprak altında da toprak üstünde de görülebilen rizomlarda ve tüm dallarda olur. İnce kökler genelde dayanıksız ve kof yapılı olup mevsim şartlarına göre yok olur, sonra tekrar ortaya çıkarlar.

Bitkilerin yapıları dış görünüm itibarıyla genel olarak iki büyük kısma ayrılır: Toprak altı kök kısmı ve toprak üstü gövde ve dallar-yapraklar kısmı. Toprak altı kök sistemi bitkilerin en hayati önem taşıyan organlarıdır  (succulent özelliklilerden birçoğu bu kuralın dışındadır). Kök sisteminin toprak dışına en yakın kısmı en güçlü yeridir (soğanlı bitkilerde ise esas önem taşıyan bölge altta, köklerin başlayacağı kısımdır). Toprak dışı (gövde, dallar, yapraklar) kısmı ağır dondorucu soğuk veya yanma gibi etkilerle yok olsa bile kök sisteminin en güçlü ve en önemli olan kısmı -eğer ciddi oranda zarar görmedi ise- daha sonra şartlar elverişli olduğunda filizlenerek toprak üstü kısmını yeniden oluşturur ve bitki eskisi gibi hayatına devam eder.

Selüloz

Bitkilerde hücre duvarları selülozludur. Bu özellik en narin otlarda bile var. Ağaçların sert odunsu yapıları sıklaşmış selülozdandır. Selüloz karbonhidratlardandır. Bir bitkinin dallarında en dış dokudan başlayan selülozlu hücrelerin yoğunluşması veya sıklaşması bitkinin sağlam durması ve dış etkilerden korunması içindir. Ve en dışta devamlı ölüp kuruyan, sertleşen tabaka oluşmasının yoğunluğu, kalınlığı bitkiden bitkiye değişiyor. Küçük, mevsimlik ömürlü bitkilerde dış kabuktaki dış kuru birikimler oldukça azdır ama kuruduklarında çıtır çıtır kırılmaları ile selülozlu yapının her bitkide hemen hemen aynı olduğunu, çok benzer olduğunu görebiliriz.

Köklerin görevi

Yapraklarda üretilen besinleri depolarlar. Topraktan aldıkları elementleri ve suyu bütün bünyeye gönderirler. Bitkinin dolaşım sistemi (kökler dahil bütün bünyede hareket halindeyken) köklerde depolanan besinleri yeni gelişimlerin oluşturulmasında kullanılmak üzere gerekli yerlere götürür. Yapraklarda yeni oluşturulan besinleri de köklere taşırlar. Parazit canlıların köklerde yerleşenleri (örneğin nematotlar ve kök yiyen kurtlar) bitkilere yapraklardaki veya dallardaki parazitlerden çok daha fazla zarar verirler. Çünkü bunlar bitkinin en hayati organları olan köklere zarar vermektedir. Kurt, böcek vb. kök yiyen canlılar direkt kökleri yerlerken nematot gibi asalaklar köklere yerleşerek yapraklarda üretilip depolanmak üzere köklere gönderilen besinleri emerler.

Yaprakların görevi

Hem fotosentez yapmak, besin üretmek, nefes almak için hem bünyede çeşitli sebeplerle birikmiş zararlı maddeleri atılmak üzere depolamak içindir. Zararlı maddeler yeterince birikince bitki o yaprakla ilişkisini keser ve yaprak düşer. Bitkiler zararlı maddeleri her yaprakta biriktirmez. Çok az sayıda yaprağı ya da ne zaman ne kadar gerekiyorsa o kadar yaprağı bu iş için hedef seçerler. Succulent özellikli bitkilerden etli yapraklı türlerde yapraklar besin ve su deposu vazifesi de görürler.

Nefes almaları

Bitkiler fotosentez ile kendi besinlerini üretirken havadan aldıkları karbondioksiti bozarak içeriğindeki karbonu ve oksijeni ayırır. Karbonu şeker ve nişasta vb maddeler üretmede kullanır. Oksijeni ise havaya bırakırlar yani dışarı atarlar. Bitkilerin nefes almaları bu kadar değil. Bizim gibi oksijen de tüketirler. Depoladıkları besini ve enerjiyi hem yeni gelişimler için kullanırlarken hem de hayatına devam etmek için gereken dolaşım faaliyetlerini sağlamak için havadan oksijen alıp kullanırlar. Bu işlemlerde ise dışarıya karbondioksit atarlar. Fakat bitkilerin nefes almalarında dışarıya oksijen salmaları karbondioksit salmalarından epeyce fazladır. Zira bitkiler tüketmekten ziyade üretim yaparlar. Düşünürseniz, onca dallar, yapraklar, meyveler, tohumlar, tonlarca odunlar üretilirken en çok karbon elementi kullanılıyor. Bitkiler karbonu havadaki karbondioksit gazından alırlar. “Bitkiler en çok ne tüketir” diye soracak olursak, cevap “havadaki karbondioksit gazıdır“.

Köklerin de oksijen almaya ihtiyaçları var. Kökler oksijeni genelde toprağa geçen taze su içinden alırlar. Çiçeklerinizi sulamanız sadece bitkilerin su ihtiyacı için değil aynı zamanda köklerin oksijen ihtiyacı içindir. Dolayısıyla sulama suyu bekletilmiş ve bakterilerce oksijeni tüketilmiş pis su olmamalı.

Bitkilerin yer yüzündeki dağılımları

Hangi tür bitkilerin dünyanın neresinde bulunduğunu başlıca iki şart belirler. Birincisi iklim ve güneş-gölge uyumu. İkincisi tropik kuşak ve tropik olmayan kuşak.

İklim ve güneş-gölge uyumları

Coğrafi konum, yağış, hava nemi ya da kuruluğu ve yükselti durumlarına göre değişiklik gösteren iklimler ve mikroklima denen küçük bölgesel özel iklimler o bölgelerde hangi bitki çeşitlerinin yaşayacaklarını belirler. Bazı istisnai durumlar da var. Mesela belirli bir iklim alanında bataklıklara ve zaman zaman su altında kalan yerlere mahsus bitkiler normal alanlarda pek bulunmadıkları gibi toprakta değil kayalıklarda ve ağaçlarda yaşayan bitkiler de toprakta pek bulunmazlar. İklimden sonra diğer ekten güneşe olan ihtiyaçtır. Orman altı bitkileri açıklık yerlerde genellikle yaşayamazlar. Şiddetli güneş isteyen bitkiler ise gölgeli yerleri sevmez. Böylece iklim ve güneş-gölge şartları bitkilerin yeryüzündeki dağılımlarını etkiler.

Tropik olan ve olmayan kuşaklara göre

Hangi bitkilerin nerede yaşadıklarını yukarda bahsedilen iklim ve güneş-gölge şartlarından başka mevsimler de etkiler. Mevsimler ise dünyayı çevreleyen ekvator kuşağı içerisinde görülmez. Ekvator kuşağından kuzeye ve güneye doğru uzaklaştıkça hem yıl içinde hep değişen gece-gündüz süreleri farklılaşması hem yıl içinde değişen mevsim şartları görülür. Bu şartlar da dünyadaki bitkileri ekvator kuşağı bitkileri ve ekvator kuşağı dışı bitkileri diye ayırır.

Ekvator kuşağı dışındaki bitkiler mevsimlere göre dinlenme dönemi, çiçeklenme dönemi, meyve ve tohum verme dönemleri geçirirler. Gündüz-gece sürelerinin yıl içinde değişmeleri aynı zamanda mevsimsel ısı değişimlerini ve dolayısıyla mevsim farklılıklarını doğurur. Bitkiler ısıdan ziyade gece-gündüz sürelerinden etkilenerek birbirini takip eden mevsimleri anlar, sıradaki mevsimin ne olacağını tespit eder ve böylece kış soğuklarına ya da yaz sıcaklarına hazırlanırlar.

Ekvator kuşağı bitkileri ise mevsimlere göre değil ama yılın yağışlı ve yağışsız (ya da az yağışlı) dönemlerine göre ne zaman ne yapacaklarına karar verirler. Genel olarak yağışsız (ya da az yağışlı) dönem bu kuşağın bitkilerinin dinlenme dönemleridir. Yağışlı dönem ise gelişim, çiçeklenme ve meyve/tohum verme dönemidir.

Aşağıdaki haritada beyaz çizgili enlemler arası bölge birçok bilgi kaynaklarına göre tropikal kuşak. Fakat aslında daha içteki koyu görünen kısım gerçek tropikal kuşaktır. Onun dışında kalan bölgeler aslında subtropikal olup yıl içinde az da olsa değişen gece-gündüz süreleri ve mevsimlere göre ısı farklılıkları olur ve o yörelere has bitkilerin yaşam döngüleri o şartlara göredir. Haritada beyaz çizgilerin dış kısımları ise kutuplara doğru gittikçe değişen ama kutup bölgelerinin dışında olan, “ılıman” tabir edilen bölgelerdir. Ilıman kuşak bitkilerinde kış soğuklarına uyumluluk özelliği gelişmiştir. Mevsimlik türler kışa dayanıklı tohum üretir. Uzun ömürlüler ise kışın hayatta kalabilmek için tedbirlere sahiptirler. Bu tedbirler bitki türlerine göre değişir.

Ekvator Kuşak Haritası

Subtropikal

Esas subtropikal bölge ekvator kuşağının dışına doğru olan kuşaktır. Bir de mikroklima özelliğine göre subtropikal bölgeler var. Türkiye’nin Akdeniz iklimi görülen bölgelerinde kıyı kesimleri ve Doğu Karadeniz bölgesi kıyı kesimleri subtropikal benzeri mikroklima özelliklidir (buraların gerçek anlamda subtropikal iklimli olmadığını, coğrafi özelliklerin ve deniz etkisinin birleşmesiyle oluşan mikroklimanın sadece kışın fazla soğuk olmamasından dolayı subtropikal özellik göstermesinden ibaret olduğunu bilelim). Subtropikal özellikli bitkilerden üç örnek Atatürk Çiçeği (Meksika), Kalanchoe blossfeldiana (Madagaskar) ve yılbaşı kaktüsü (güney Brezilya) bunlar gündüz süresinin uzun sürdüğü yaz aylarından sonra gündüz süresinin kısaldığının iyice belirginleştiği zamanlarda çiçek açmak üzere tomurcuklanmaya girişirler. Eğer yılın başka zamanlarında özel karartma uygulamalarıyla bu tür bitkilere gündüz süresi kısa edilirse yine tomurcuklanmaya girişirler. Ayrıca bu bitkiler geceleri güçlü aydınlatma yapılan yerlerde asla çiçek açmaya girişmezler. Ev/ofis süs bitkisi olarak kullanılan bitkilerden antoryum tam tropikal kuşak bitkilerinden olup mevsimlerden ya da gece gündüz sürelerinden etkilenmez. Bulunduğu odanın ısısı elverişliyse ve güneş de alabiliyorsa gelişime ara vermeyip yılın her zamanında devamlı çiçek açar.

Temel Sınıflandırma

Bitkiler çiçekli bitkiler ve çiçeksiz bitkiler olarak iye ayrılır: Çiçekli bitkiler adı üstünde, çiçek açarlar. Görünürde çiçekleri gözümüze çarpmasa da veya bize göre çiçek açanlardan sayılmasa da buğday gibi başaklılar ve çam gibi kozalaklılar da çiçekli bitkiler grubundandır. Bitkilerin çiçeklenmesi kesinlikle üreme amaçlıdır yani tohum oluşturmak içindir. Çiçeksiz bitkiler (eğreltiler, mantarlar, küfler) asla hiçbir şekilde çiçek açmaz.

Bitkilerin Üremeleri

Cinsel üreme hücrelerinin birleşmesiyle eşeyli üreme, bunun dışında bitkilerin çeşitli yollarla ayrı ayrı bitkiler haline gelerek çoğalmalarına ise eşeysiz üreme denir.

Çiçekli bitkilerde eşeyli üreme

Çiçekli bitkilerde eşeyli üreme çiçeklerde başlar ve tohum oluşumu ile devam eder. Bitkilerden düşen tohumların çimlenerek yeni bitkilerin oluşumunun başlangıç yeri bitkilerin özelliklerine göre değişir. En çok toprakta olur. Sonra kaya çatlaklarında ve ağaçların üzerlerindeki yosunların arasında veya ağacın dış kabuğunun çıkıntıları arasında.

Tohum nasıl oluşur?

Çiçeklerdeki dişi organ adlı verilen mini uzantının içinde dişi üreme hücreleri bulunur.  Çiçeklerin erkek organlarından yayılan polen adlı tozlar ise erkek üreme hücrelerini taşırlar. Böylece, dişi organın nektarlı ucuna yapışan polenlerden içeriye ilerleyen erkek üreme hücreleri içeride dişi üreme hücreleriyle bütünleşir. Zigot adı verilen, her iki bitkinin genlerini taşıyan tek bir hücre oluşur. Tohum oluşmasının başlangıcı böyledir. Zigot hücre bir süre gelişerek tohum halinde uzun süre dayanabilecek hale gelince gelişim durur. Bitki kuruyan tohumları serbest bırakır. Tohumlar daha sonra su ve yeterli ısı sayesinde gelişime başlayıp çimlenirler. Sonra da yeni bitkiler olarak gelişimlerine devam ederler.

Çiçeksiz bitkilerin ‘spor’ adlı tanelerle dolaylı yoldan eşeyli üremeleri

Çiçeksiz bitkiler çiçek açmazlar, tohum vermezler. Tohum yoluyla çoğalmaya benzer çoğalma yolları vardır. Bu da spor adı verilen toz gibi küçük taneler ile ama iki ilginç aşama ile gerçekleşir.

Çiçeksiz bitkiler aleminde birkaç sınıf var. Sporla üreme biçimleri birtakım farklılıklar gösterebiliyor. Neyin nasıl gerçekleştiğini anlatmak zor ve gayet karmaşık. Sitemin bilgi verme özelliği derin ve detaylı biyoloji derslerini kapsamadığı için bu konuyu herkesin anlayacağı şekilde yazmak zorundayım. Onun için sadece normal bitkilere en çok benzeyen ‘eğrelti otu’ sınıfı çiçeksiz bitkilerden örnek veriyorum (saksılarda yetiştirdiğimiz aşk merdiveni adlı süs bitkisi de bunlardandır).

Bunlar çiçek açmak yerine çiçeğin üreme fonksiyonlarına sahip mini yaprakçıklar oluşturur. Bu mini yaprakçıklar ise bitkinin üzerinde değil tamamen ayrı yerlerde oluşurlar. Hatta kilometrelerce uzaklarda bile oluşabilirler. Peki bu nasıl olabiliyor? Çiçeksiz bitkiler spor adı verilen çok küçük sert taneler olışturup çevreye yayarlar. İşte bu sporları rüzgar, sel, kuşlar, hayvanlar, insanlar bir şekilde çok uzaklara götürebilir. Spor elverişli bir ortam bulduğunda mini bir yaprakçık oluşturmak üzere gelişmeye başlar. Tam gelişmiş bir yaprakçık görebileceğimiz kadar yeterli büyüklüktedir. Genelde yeşil mercimek tanesi kadar, bazen biraz daha geniş, bazen biraz daha küçük. Şimdi bu küçük yaprakçık filizlenip bir eğrelti otu veya aşk merdiveni mi olacak? Hayır. Bu mini yaprakçık aynen çiçeklerde olduğu gibi sadece dişi ve erkek organlar oluşturur. Bu organlarda dişi ve erkek üreme hücreleri türer. Daha sonra o hücreler bir araya gelir ve birleşir. Tek bir hücre olur (zigot). İşte bu zigot hücresi gelişerek normal bir bitki haline gelir.

Eşeysiz üreme

Bitkinin dal, soğan, yumru, yaprak, kök gibi bir parçasının ana bitkiden ayrılıp hayatına devam etmesi, ana bitkinin tıpatıp aynısı olmasıdır.

1- Dalların veya yaprakların kopmasıyla (bunlar toprak gibi uygun ortamlarda yeterli su alabildikleri takdirde hem köklenip hem filizlenerek gelişirler)..

2- Dip sürgünlerinin kendiliğinden bağımsız hale gelmesiyle..

3- Soğanların ve yumruların çoğalıp ana bitkiden ayrılmasıyla..

4- Bitkinin kendi kendine eşeysiz seri üretim yapmasıyla:

  • Çilek, aşk merdiveni gibi bitkiler ip gibi uzayıp giden toprak üstü ince sürgünleriyle bol bol fide üretirler. Toprak üstü sürgün uzayıp giderken peşinde mini fideler oluşturur. İnce sürgün ana bitki ile bağlı olduğu için mini fideler hiçbir sıkıntı çekmez ve bulundukları yerlerde toprağa kolayca kök salarlar. Köklendikten sonra sürgün yoluyla ana bitkiden beslenmelerine gerek kalmaz. Artık her biri bağımsız olarak hayatına devam edebilir.
  • Kalanchoe daigremontiana yapraklarının kenarlarında, kenarları boydan boya kaplayacak şekilde birçok mini fide üretir. Bir yaprakta en az 20 tane diyebiliriz (genelde çok daha fazlası). Bu mini fideler çok dayanıklıdır. Yapraktan kolayca düşüp başka yerlere sürüklendiklerinde her biri sabit kaldığı yerde hayata tutunur ve gelişmeye devam eder.
  • Kurdele çiçeği uzun çiçek sapları üzerinde pekçok köklü fide üretir.

5- Doğal felaketlerle ya da insanların müdahalesiyle bitkinin köklerinin bir kısmının topraktan açığa çıkması ve güneşin ve rüzgarın etkisiyle filizlenip dallar uzatmasıyladır. Kök ana bitkiden kopsa da oluşturduğu filizlenme sayesinde yeni bir bitki olarak hayatına devam eder. Bu şekilde çoğalma en çok baklagillerden ağaçlarda her yerde görülebiliyor.

6- Basit daldırma yöntemiyle bitkileri çoğaltmada olduğu gibi, doğada birçok türde bu kendiliğinden olur. Bitkinin bir dalı yere temas ederse köklenir. Daha sonra ana bitki ile ilişiği kesilse veya ana bitki ölse bile o dal anasının kopyası bir bitki olarak hayatına devam eder.

Bitkilerin eşeysiz üreme özelliğinden yararlanarak insanlar birçok eşeysiz üretim tekniği geliştirmişler. Çelikle üretimde köksüz dallar (bazı bitkilerde sadece yaprak) köklendirilip filizlendirilerek ana bitkinin tüm özelliklerini taşıyan yeni bitkiler elde edilir. Farklı bitkilerin farklı özelliklerine göre çelikle üretimin çeşitleri var. Çelik yönteminden başka kök çeliği, daldırma, kökten ayırma, soğanları çoğaltma, yumruları bölme gibi yöntemler de eşeysiz üretim yöntemlerindendir. Eşeysiz üretim tekniklerinden Doku kültürü yöntemi laboratuar ortamlarında yapılır ve küçük bir doku parçasından ana bitkinin yüzlerce, binlerce kopyası üretilir. Bu yönteme klonlama da denilebilir.

Bitkiler nasıl beslenir?

Yeryüzündeki bitkilerin çoğunluğu fotosentez yaparak kendi besinlerini kendileri üretirler. Mantarlar sınıfı bitkiler canlı dokularda hasar verip çözme ile, çürüntülerde ise ayrıştıma ile ihtiyacı olan besini kendi dışında oluşturup doğrudan bünyelerine çekerler. Asalak bitkiler başka bitkilerin köklerine veya dal ve yapraklarına bazı organlarını yapıştırıp dokulara ilişerek su ve besleyici sıvı emerler.Ayrıntılı bilgileri ⇒ fotosentez – bitkilerin beslenmeleri sayfasından okuyabilirsiniz.

Dünya hayatında bitkilerin rolleri

Yeryüzündeki karbon salınımının aşırı boyutlarda etki göstermemesine katkıları ve canlıların beslenmelerindeki yerleriyle bitkiler dünyanın dengesini koruyan yegane canlılardır. Bu iki büyük faydadan başka toprağı koruma ve canlılara barınak sağlama gibi rolleri de var.

Oksijen

Fotosentez yapan bitkilerin dışındaki diğer canlılar hayatlarını devam ettirebilmek için devamlı oksijen tüketir. Daha doğrusu oksijeni karbon dioksite çevirirler. Dünyada en çok oksijen tüketimi yapan canlılar toprak altı canlılarıdır (solucan ve benzeri canlılar, toprak böcekleri, toprakta başkalaşana kadar yaşayan böcek larvaları, mantarlar, küfler, bakteriler ve çok çeşitli mikroorganizmalar). İnsanların devamlı artan sayısı ve geliştirdikleri çeşitli endüstriler ve sanayi dalları her geçen yıl daha fazla oksijen tüketir oluyor. Havadaki oksijeni tüketmede insanlar belki henüz diğer tüm canlıları geride bırakmış olmasa da, hem o canlılar hem insanlar yüzünden dünyamız muhtemelen geçmişe göre en fazla oksijen tüketilen çağını yaşıyor. Buna rağmen dünyada oksijen sıkıntısı yaşanmıyorsa tek sebep bitkilerin kendi yaşamlarını sürdürmek için havadaki karbon dioksit gazını ayrıştırıp karbonu kullanmaları, oksijeni havaya serbest bırakmalarıdır. Bitkiler sayesinde dünyadaki oksijen miktarı tehlikeli derecede düşüş gösteremiyor.

Yiyecek

Bitkilerin dışında diğer canlılar yaşamlarını devam ettirmek için direkt ya da dolaylı olarak bitkilerle beslenirler.  Direkt beslenenler: Otçul denen canlılar bitkileri yiyerek beslenir. Bitkilerle dolaylı beslenenler ise etçil canlılardır: Bunlar çoğunlukla otçul canlıları yerler (aslanların ceylanları yemesi, insanların sığırları yemesi gibi). Kısaca, etle beslenen canlılar bile bitkilere muhtaçtır.

Toprağı koruma

Binlerce yıllık bir orman yok olunca orada toprak sellerle, heyelanlarla ve rüzgar erozyonuyla akar gider. Bitkilerin toprağı koruması insan yerleşim bölgelerini korumasıdır aynı zamanda. Mesela Karadeniz bölgemizde çay ve fındık amaçlarıyla son yüz yıl içinde neredeyse hiç orman kalmadı. Sonuçta, şimdi sık sık duyuyoruz orta ve doğu Karadeniz bölgelerimizde seller ve heyelanlar yüzünden evler yıkılıyor, insanlar ölüyor. Köylerin coğrafi yapıları bozuluyor. Bütün bunlar ormanları yok etmenin bedelidir. Osmanlılardan önce Bizanslılar Ege kıyılarındaki dev ağaçlı ormanları yok etmiş. Bunun bedeli olarak da müthiş seller ve heyelanlar o zamanın birçok deniz kıyısı yerleşim bölgelerini denizden bir hayli uzaklaştırmış. Yani sellerle ve heyelanlarla akıp giden taş-toprak kütleleri kıyılarda yığılımlar, birikimler yaparak o çağlarda Ege denizi kıyılarındaki yerleşim bölgelerini denizden uzak kılmış.

Barındırma – Besleme

Tek bir ağaç bile birçok canlı türünü hem üzerinde hem kökleri arasında barındırır. Ormanlar çok çeşitli hayvanların ve böceklerin yaşam alanı olduğu gibi çeşitli küçük bitkilerin (ormanaltı bitkilerinin) de yaşam alanlarıdır. Sayısız canlı türleri ormanlarda barınır ve beslenirler. Çöllerde bile çöl bitkileri sayesinde yiyecek ve su ihtiyaçlarını karşılayan hayvanlar var.

Bitkilerin İnsanlar İçin Önemi

En başta beslenme amaçlı olarak insanlar bitkilere muhtaçtır. Sonra bitkilere dayalı birçok ticari sektör var. Şehirler arası yolculuklarda kilometrelerce yol kat ederken sanayi bölgelerinden daha çok tarıma ayrılmış topraklarla karşılaşırız. Hayvancılık sektörü bile bitkilere muhtaçtır zira hayvan yemleri bitkilerden yapılır.

Gıda alanı ve endüstri bitkileri

Dünya genelinde tüm insanlar en çok bitkisel gıdalarla beslenir. Bu alanda ilk aklımıza gelen bitkiler sebzeler ve meyvelerdir ama yediğimiz ekmek, makarna, şeker, baharatlar, sıvı kızartma yağları, margarinler, hatta gıda olarak kullanmadığımız makine yağları bile bitkilerden yapılır. İçeceklerin hemen hepsi bitkilerden yapılır. Meyve suları, kola, bira, şarap, rakı, çay, kahve, salep.. Bunların hepsi ya direkt ya dolaylı olarak bitkisel ürünlerdir. Et yemeklerine bile soğan, sarımsak, sirke, baharatlar, salça ve ketçap gibi bitkisel ürünler katılıyor.

Bazı bitkiler insanların günlük hayatında o kadar büyük yer tutarlar ki neredeyse onlarsız hayat olmaz. Dolayısıyla da bu bitkilerin üretimleri, bunlardan ürün elde edilmesi, ürünlerin işlenmesi vesaire işler ve hatta bu sektörlerle ilgili olan yan sektörlerle, peş peşe birbirlerine hem direkt bağlı hem dolaylı bağlı pekçok ticari sektörler doğurmuştur. Bu bitkilere endüstri bitkileri denmiştir. Buğday, pamuk, şeker pancarı ve ayçiçeği gibi.

Süs, Dekorasyon, Hediye

Bu alandaki bitkiler süs bitkileri olarak başlı başına ciddi bir sektörü, süs bitkileri sektörünü oluşturur. Park – bahçe bitkileri, salon – ofis bitkileri ve vazoluk kesme çiçek gibi başlıca üç tip süs bitkileri üreticiliği vardır. Bu sektörde iklimi ve toprak varlığı çok yetersiz olduğu halde Hollanda ve İsrail Türkiye’den bir hayli ilerdeler. Türkiye süs bitkileri sektöründe son yıllarda ciddi bir ilerleme gösteriyor gibi ama sahip olunan potansiyel şimdilik son derece az bir şekilde değerlendirilmekte.

Tıp / Eczacılık

Tıpta ve alternatif tıp denen şifacılık mesleğinde bitkiler ilaç yapımında, bazı özel maddelerin elde edilmesinde kullanılır. Mesela şiddetli ağrılarda kullanılan morfin haşhaş bitkisinden elde edilir. Baş ağrısı vb durumlarda kullanılan aspirinin temel maddesi (salisilik asit) söğüt ağacından elde edilir ve bu asit asetilsalisilik asite yani aspirine dönüştürülür. Bazı kalp-damar hastalıklarında kullanılan digoxin maddesi yüksük otundan elde edilir. Daha pekçok örnekler sayılabilir.

Kozmetik

El ve yüz kremleri imalinde ve parfümcülükte bitkilerin yeri büyük. Cilt bakımında ilk akla gelen bitki Aloe vera hiçbir işleme tabi tutulmadan dahi kullanılabilecek düzeyde güvenilir ve bir o kadar da etkili bir bitkidir. Kozmetik dünyasının en önemli unsurlarından gülyağı üretiminde Osmanlı devleti dünyanın büyük bir farkla lideriyken bu liderliği Türkiye’ye ve Bulgaristan’a miras bırakmıştır. Hem kozmetik hem gıda alanlarında dünyaca önem verilen defne yaprağı üretiminde Türkiye dünya birincisidir.

Tekstil

En sağlıklı kumaşlar pamuktan ve ketenden yapılır. Çuval bezi ve bazı kalın lifli bezler de yine bazı bitkilerin liflerinden yapılır. Bitki liflerinden kalın halatlar ve çamaşır ipleri de yapılır. Dekorasyon alanından bitkisel liflerden dokunmuş bezler ve kargı vb kamışlardan yapılmış hasırlar çeşitli amaçlarla kullanıma yönelik eşyalar olarak imal edilip satılır.

Mobilya

Eskiden mobilyacılık ağırlıklı olarak ağaçlara dayanırdı. Günümüzde sentetik, cam ve metal eşyalar yapılması artsa da bu sektörde ahşap eşya imalatı önemsenmeyecek duruma düşmüyor. Ayrıca mobilya üretiminde som tahta kullanımı azalmış olsa bile onun yerine sunta ve benzeri bitkisel ürünler kullanılıyor ve dolayısıyla mobilyacılıkta bitkilerin yeri hala ağırlıkta.

Isınma, ısı enerjisi, yakıt

Elektrikli ve güneş enerjili ısınma gereçleri ve sistemleri hariç diğer ısınma araçlarında kullanılan yakıtlar direkt olsun dolaylı olsun tümüyle bitkilere dayanır. Direkt tüketim yakacak odunlarladır. Odun sobalarında genellikle meşe odunu tercih edilir. Kömür ise fosilleşmiş bitki kalıntılarıdır ve dolayısıyla bu yakıt da bitkiseldir. Petrol ve türevleri de öyle. Doğalgaz ve benzin dahil.

İnşaat

Yıllar geçtikçe inşaat alanında tahta kullanımı azalıyor. Oda kapıları ve pencere çerçeveleri bile artık çoğunlukla tahtadan değil PVC plastiğinden yapılmakta. Fakat yine de dünya çapında her yerde böyle olmayıp hala inşaatlarda tahtalar, keresteler oldukça yaygın olarak kullanılır.

Basın

Gazeteler, kitaplar, dergiler kağıttan olup kağıt ise ağaçların kalın, odunlaşmış parçalarındaki liflerden (selülozdan) imal edilir.

Yazar: Erdal Yüksel

Kategori: Botani

Etiketler:



Sorunuzu / Yorumunuzu Aşağıya Yazabilirsiniz.
Lütfen yazı dili kurallarına saygılı olalım.


(Yazamıyorsanız Mozilladan deği Google Chrome ile giriş yapın.)